Ağlayışlar ve pişmanlıkların muhasebesi içerisinde bir yatak. İç geçirmeler, keşkeler, hayaller, endişeler bir sis perdesi gibi gidip-gelmekte. Ellerde bir titreme. O’nsuz yaşanılmaya çalışılacak hayatın sonucunda, ruhlarda yuvalanacak olan müthiş boşluk hissinin yarattığı baskı ve belki ‘yaşanmaya değmez’ şeklinde verilebilecek bir kararın sonunda yürünecek olan ‘yokluk’ yolunun avuçlara dokundurduğu korku. Her kafada bir soru ve gözlerde işareti.
Başında beyaz bir örtüyle, yerde, diz çökmüş bir nine. Dudaklarında, eskilerin söylediği, mantıksal anlamda birçok paradoks taşımasına rağmen, insanın yüreğine güç veren bir ifade. Ve yanaklarında hafif ıslanmışlık. Belki yatakta yatanın, yaşarken ellerine daha sağlam sarılmamanın verdiği mahcubiyet. Yalvarıyor nine:
- Lütfen ölme! Benden önce ölme. Benden önce ölürsen, üzerine iddiaya girdiğim bir hayatı kaybetmiş olacağım yolunda. Benim için yaşamalısın, var olmaya devam etmelisin, bu göz yaşlarım yaşatmalı seni.
Ağzında piposu, bacak bacak üstünde ve gözlerinde kırmızı kibrin kıvılcımları bulunan büyük burunlu adam. Saçlarında, uzaya çıkmanın hafifliği. Evrene fırlatılmışlığı, kabuktan çıkartıp kendine oturak yaptığı anlam ile gidermenin rahatlığı var omuzlarında. Yatakta hırıltılar içinde yaşayan ihtiyara bakıp:
- O yoktu hiçbir zaman olmadı da. Sadece zihnimizin bize karşı küçük tatlı bir espirisiydi. Küçüklüğümüzün tutunduğu; ama artık büyüdüğümüz için ihtiyaç duymadığımız ve duymayacağımız bir daldı. Bir masaldı O. Tutunabilmemiz için bir masal; ama artık tutunduk. Merdivenlerimiz bulutları çoktan aştı.
Ve içeri koşarak giren, her an diz çökmeye hazır, elleri bulutlara açık, çaresizliğini hangi kapıya dökeceğini bilmeyen göz yaşları içindeki adam. Yatağın baş ucuna gelip duruyor. Yaşlı ihtiyara insan aciziyetinin tüm korkusuyla bakıyor. İhtiyarın elleri buruşmuş. Sakallar uzun ve aralarına sızmış yanılsamaların ışıltıları. Adam, ihtiyarın ellerinden tutuyor. Biliyor bu ellerin yeşilliğinin, kendi yüreğinin derinliklerinde; ihtiyarın alacağı nefesin, göğe açılacak iki masum avuçta olduğunu. İhtiyara diyor ki:
- Benim yüreğim ortada duruyorken, sen ölemezsin. Yokluk köprüsünün derin uçurumlarında, ayaklarımızın karanlığa takılmaması için sen var olmalısın, yaşamalısın; olmasan da. Küçük bir zihnin içinde kıpırdanan mahşerin yuvalandığı yerde, gözlerden fışkıran anlamsızlık ve yurtsuzluk korkusunun üzerine bir örtü olmak için olmalısın. Olmalısın. Tanrım! Olmalısın. Ben Sensiz yaşayamam…
Filozofu'l-Ahir
Akyurt 2009